LÂ İLÂHE İLL'ALLÂH

Manası ve Gereği

Ne Zaman Fayda Verir?

Fert ve Toplum Üzerindeki Etkisi

La İlahe İllAllah’ın manası : Tek ilah’tan başka kulluk edilecek başka bir ilah yoktur. O tek olan ilah da, şeriki olmayan yüce Allah’tır. Çünkü ibadete layık olan, ancak O’dur. Bu kelimenin gereği, Allâhu Teâlâ dışındaki bütün sahte ilahları reddetmektir. Zira Allâhu Azze ve Celle dışındaki mabutların ilahlık iddiası batıldır. Çünkü O’ndan başka bir şey ibadete (dua edilmeye, emir ve yasak koymaya, nizam tespit etmeye) layık değildir. Uluhiyetin başkaları için reddedilmesi, ilahlığı sadece ortağı olmayan Allâhu Teâlâ’ya ait kılmayı ve O’nun yanında ikinci bir ilah edinmemeyi gerektirir.
Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayın...” (Nisa: 4/36)

“Kim tağutu inkar edip Allah’a iman ederse, muhakkak kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa (La İlahe İllAllah’ a) yapışmış olur . Allah işitendir, bilendir.” (Bakara : 2/256)

“...Biz her ümmete, yalnız Allah’a kulluk etmeleri ve tağuttan da sakınmaları için rasul gönderdik.” (Nahl: 6/36)

Rasulullah {sallAllahu aleyhi ve sellem} şöyle buyuruyor:

“Kim La İlahe İllAllah der ve Allah’tan başka tapınılanları redederse malı ve kanı haram olur...”[1]

Bütün rasullerin kavimlerini davet ettikleri söz şudur:
“...Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilahınız yoktur...” (A’raf: 7/59)

İbn-i Receb (Allah ona rahmet eylesin) şöyle demiştir:” İlah, yüceliğiyle, sevgi ve muhabbetiyle korku ve ümidiyle kendisine güvenilen, tevekkül edilip dayanılarak kendisin­den dua ve yakarışta bulunulan, itaat edilip isyan edilmeyendir. Tüm bunlar ancak aziz ve celil olan yüce Allah’a yaraşır.”

İşte bu sebeple; Rasulullah {sallAllahu aleyhi ve sellem} Kureyş müşriklerine;”La ilahe ill'Allah” deyiniz, dediğinde müşriklerin cevabı;

“İlahları tek bir ilah mı kıldı? Gerçekten bu çok acaip bir şey” (Sa'd: 3815) demek olmuştur.

Kelime-i Şehadet'in genel manası Allâhu Teâlâ’nın dışında ibadet edilenleri reddeder ve batıl kılar. Yani tağutu red ve Allâhu Teâlâ’ya iman etmeyi gerektirir.

Tağutu reddetmek, Allâhu Teâlâ’nın emir ve yasağına ters düşen emirlerde bulunan kişi ve kurumlan, hevayı ve şeytanı reddetmektir. La ilahe ill'Allah’ın manasıyla birlikte gereğini de yerine getirmek, ibadette Allâhu Azze ve Celle’yi birleyerek O’na benzer tutulanları terketmektir.

Kul, La ilahe ill'Allah dediğinde; ibadette Allâhu Teâlâ’yı birlediğini, Allâhu Teâlâ’dan başkalarına, putlara, kabirlere evliyalara, ve salihlere ibadet etmenin batıl olduğunu ilan eder.

La ilahe ill'Allah’ın gereği, Allâhu Azze ve Celle’den başka ibadete layık ilah olmadığını, yaratıcı, kudret sahibi ve her şeye kadir olanın Allâhu Teâlâ  olduğunu kabul etmek, Allâhu Teâlâ’dan başka hiç kimsenin hakimiyet hakkı olmadığına inanmaktır. Çünkü hakimiyet yalnız Allâhu Azze ve Celle’ye aittir. Kim, La ilahe ilAllah’ı bu şekilde inanarak açıklarsa mutlak olarak tevhidin hakkını vermiş olur.

Allâhu Teâlâ’ya yaklaşmak için ölülere kurban kesen, türbelere yardımda bulunan, kabirlerin etrafını tavaf eden ve adak adayanlar, Allâhu Azze ve Celle’ yaratıcı ve her şeyin sahibi olduğuna inansalar bile, ilk Arap müşrikleri gibi Allâhu Teâlâ’ya şirk koşmuş olurlar. Mekke müşrikleri, kabirlere ve putlara tapmadıklarını söylüyor fakat uygulamada aksini yapıyorlardı. Onlar yaratıcı ve rızık verici olduğuna inanmadıkları halde, sırf kendilerini Allâhu Teâlâ’ya daha çok yaklaştırsınlar diye salih olduğuna inandıkları bazı kişilere ibadet ediyorlardı.

Hakimiyet, La ilahe ill'Allah’ın gerçek manasının tamamını değil sadece bir cüzünü oluşturur. Çünkü ibadette şirk koşan bir kimsenin, şeriatin hükmünü kabul etmesinin bir faydası yoktur. Şayet La ilahe ill'Allah’ın manası onların zannettiği gibi olsaydı, Rasulullah {sallAllahu aleyhi ve sellem} ile müşrikler arasında herhangi bir mücadele olmaz, onlar da Rasulullah {sallAllahu aleyhi ve sellem}’e  bağlanırlardı.

Böyle bir durumda, Rasulullah {sallAllahu aleyhi ve sellem} onlara: “Allah’ın varlığını ve her şeye kadir olduğunu tasdik edin. Hukuki, meselelerde şeriatın hükmüne tabi olun” der ve onları ibadetlerinde serbest bırakırdı. O zaman Allah Rasulü’ne tabi olurlardı.

Bunlar, Arap lisanının ehli olan bir kavim oldukları için La ilahe ill'Allah’ın putlara tapmayı reddettiğini ve sadece lafzi bir mana taşimadığını anlıyorlardı. Bundan dolayıdır ki bu kelimeden nefret ederek uzaklaştılar ve şöyle dediler:

“...İlahları tek bir ilah mı kıldı ? Şüphesiz bu çok acaip bir şey ...” (Sa’ d: 38/5)

Allâhu Teâlâ onları şöyle vasfediyor:

“Onlara La ilahe ill'Allah denildiği zaman kibirlenirlerdi ve “mecnun bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz.” derlerdi.” (Saffat: 37/35-36)

Onlar, La ilahe ill'Allah’ın Allâhu Teâlâ dışında ibadet edilen her şeyi reddetmek, ibadette sadece Allah’ı (c.c.) birleme manasına geldiğini çok iyi biliyorlardı.

Şayet müşrikler La ilahe ill'Allah dedikleri halde putlara ibadet etmeye devam etselerdi, kendi içlerinde çelişkiye düşerek bundan rahatsız olurlardı.

Günümüzde kabirlere ibadet edenler, bu şiddetli çelişkiden hiç rahatsız olmuyor, onlar” La ilahe ill'Allah” demelerine rağmen bir çok ibadeti ölülere yapmaya devam ediyorlar.

Ebu Cehil ve Ebu Leheb, bu kelimenin manasını günümüzde kabirlere ibadet edenlerden çok daha iyi biliyorlardı. Onların bile eli kurudu!

Sonuç olarak; kim bu kelimeyi, manasını bilerek söyler, gereğiyle amel edip açık ve gizli şirkten kaçınırsa, ibadeti tam bir itikatla yalnız Allâhu Teâlâ’ya has kılıp bununla amel ederse, işte o gerçek bir mümindir. Kim La ilahe ill'Allah deyip inanmadığı halde zahiren amel ederse, o da münafıktır. Kim bu kelimeyi diliyle söyler fakat onu bozacak amellerden birini işler ve Allâhu Azze ve Celle’ye şirk koşarsa o da müşriktir .

La ilahe ill'Allah kelimesinden kastedilen; manasını bilip bu mananın gerektirdiği şekilde Allâhu Teâlâ’ya ibadet etmektir.

İbadet, muamelat ve bütün meselelerde Allah’ın (c.c.) hükümlerini kabul edip, beşeri kanunları reddetmek; insan ve cin şeytanlarının revaca çıkardığı bütün hurafeleri ve bidatleri ortadan kaldırmak bu kelimenin ameli gereklerindendir.

Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Yoksa onların dinden Allah’ın izin vermediği bir şeyi kendileri için din gösteren ortakları mı vardır?” (Şura: 42/21)

“...Eğer siz onlara itaat ederseniz, muhakkak ki müşrikler olursunuz...” (En'am: 61121)

“...Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu Mesih’i rabler edindiler.” (Tevbe: 9131)

Nebi {sallAllahu aleyhi ve sellem}’  bu ayeti kerimeyi okudu. Bunun üzerine Adiyy b. Hatem {radiyAllahü anhu}’ Rasulullah {sallAllahu aleyhi ve sellem}’e dedi ki:

“Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki. Rasulullah {sallAllahu aleyhi ve sellem}:

“Onlar Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram, haram kıldığı bir şeyi helal kıldıkları zaman onlara itaat etmiyorlar mı?” dedi.

Adiyy b. Hatim:

“Evet” deyince, Rasulullah {sallAllahu aleyhi ve sellem}:

“İşte böylece onlara ibadet ediyorlar” buyurdu.[2]

Şeyh Abdurrahman b. Hasan dedi ki: “Allah’tan başkalarına itaat etmekle alimlerini rabler edindiler. Aynı olaylar bu Ümmetin içinde de vuku bulmaktadır. Bu ise en büyük şirk olup, La ilahe ill'Allah’ın manasını ortadan kaldırır.”

Bu kelimeyi söyleyen bir kimsenin, beşeri kanunlarla muhakeme olmayı da reddetmesi gerekir. Çünkü sadece Allah’ın kitabıyla hükmolunmak, onun dışında kalan beşeri sistemleri terketmek vaciptir

Allâhu Azze ve Celle  şöyle buyuruyor:

“...Eğer bir şeyde ihtilafa düşerseniz onu Allah’a ve Rasulü’ne götürün.” (Nisa: 4/59)

“Herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onun hakkında hüküm vermek hakkı Allah’ındır . İşte benim Rabbim olan Allah O’dur...” (Şura: 26/10)

Allâhu Azze ve Celle kendi indirdiği şeriatle hükmetmeyenler hakkında kafir, fasık, zalim diye hüküm vermiştir. Allâhu Teâlâ’nın indirdiğinin dışında hüküm veren kişide iman yoktur.

La ilahe ill'Allah Müslümanların yaşamlarının her yönüne hakim olması gereken bir hayat nizamıdır.

Bazılarının zannettikleri gibi, sadece manasını anlamadan gereğiyle amel etmeden, sabah ve akşam virdlerinde bereket için tekrar edilen bir söyleyişten ibaret değildir.

La ilahe ill'Allah’ın gereklerine bağlılık, Allahu Teala’nın isim ve sıfatlarına Allâhu Azze ve Celle ve Rasulünün {sallAllahu aleyhi ve sellem}’in bildirdiği şekilde iman etmeyi gerektirir .

Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na bunlarla dua edin. Onun isimlerinde ilhad etmeyin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.” (A’raf: 7/180)

Abdurrahman b. Hasan dedi ki: “Arap dilinde ilhad kelimesinin manası,Allah Teala’nın isim ve sıfatları hakkında sapmaya meyletmek ve yalana yönelmektir.

Bilerek veya bilmeyerek birtakım tevillerle Allah’ın (c.c.) isim ve sıfatlarının hak olan manasını inkar etmek ve O’nu mahlukata benzetmektir.”

Her kim Allâhu Teâlâ’nın isim ve sıfatlarını bozar, tevil eder veya kabul etmez, Celil olan manalarına delalet eden manasını ortadan kaldırırsa, Cehmiyye, Mutezile, Eş’ariler gibi La ilahe ill'Allah’ın delaletine muhalefet etmiş olur. Çünkü ilah, isim ve sıfatlarıyla dua edilen ve vesile olunandır. Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“...En güzel isimler Allah’ındır. Onunla O’na dua edin...” (A’raf: 7/180)

İsim ve sıfatları olmayan nasıl ilah olur? Kendisine ne ile ve nasıl dua edilir?[3]

İmam İbn-i Kayyım dedi ki; “İnsanlar ahkam ayetlerinin tefsirinde ihtilafa düştüler. Fakat Allâhu Azze ve Celle’nin sıfatlarıyla ilgili ayet ve hadislerin herhangi birinde ihtilafa düşmediler, bilakis sahabe ve tabiin bu ayetlerin manasını anladılar ve gereğiyle amel ettiler.

Kur’an’da bulunan ahkam ayetlerinin manasını ilim ehlinden başkası anlayamaz, fakat sıfat ile ilgili ayetlerin manasını bütün insanlar anlayabilirler. Bundan kastettiğim mananın keyfiyetinin değil de aslının anlaşilmasıdır.”[4]

“Bu konu selim fıtrat ve semavi kitaplarla bilinen bir konudur . Kemal sıfatlarını yitiren ilah, müdebbir ve rab olamaz. Bilakis eksikliği sebebiyle kendisiyle alay edilir.

Hamd, ezelde ve ebedde celal ve kemal sıfatlara sahip olana aittir. Çünkü hamd’e layık olan sadece O’dur.[5]

Allâhu Azze ve Celle’nin kemal sıfatlara sahip olduğuna ve bütün noksan sıfatlardan ve mahlukata benzemekten uzak olduğuna mutlaka inanmak gerekir.”[6]


[1] Müslim; İman: 8.

[2] Tirmizi, Tefsir: 10, Taberi: 14/210 (61632-61634) Suyuti, Durru’l-Mensur: 3/230, Beyhaki Sünenü’l-Kübra.

[3] Fethu’l-Mecid: 237-238.

[4] Medaricu’s-Salikiyn, İbn Kayyım: 1/29-30.

[5] Muhtasar Savaıkı’l-Mürsele: 1/10.

[6] Medaricu’s-Salikin: 1/26.